IT’de İşveren İşçi Kavgaları

Sektörümle alakalı birçok siteyi günlük olarak takip ediyorum. Bu takip ettiğim siteler arasında webrazzi de bulunmakta. Bu yazıyı Çağlar Beyin yazılımcı arıyoruz bulamıyoruz diye yazdığı yazıdan sonra gelen yorumları okuyarak ve sektör içinden biri olarak yazmak istedim. Oradaki kavganın ekseninden çıkarak başka şeyler anlatayım ben blogumda.

Türkiye’de yazılımcılık eğitimi- Üniversiteler

Trakya ünide son seneme girdiğim için en iyi bildiğim taraf bu taraf belkide. Baştan söyleyeyim yazılım eğitimi üniversitelerde gerçekten çok kötü. Üniversitelerin reel sektörle doğrudan işbirliği sıfıra çook yakın. Eğitim tamamen izole bir ortamda sektörün gerekliliklerinden çok uzakta kendi içinde oluşturulmuş bir mantık çerçevesinde geçiyor. Üniversite imkanları, akademik kadroların yetkinliği, neye göre hazırlandığını asla anlayamayacağınız müfredatlar, öğrencinin tembelliği, isteksizliği yada yazılıma olan soğukluğu (yanlış seçimler, ilgi alanına uymayan bölüm okuma durumları) ile birleşince , koskoca 4 sene, üniversitedeki başka işlerin (geyik, ortam, karı- kız..) yerine getirildiği vakit olarak harcanıyor. Bu kısım gerçekten herkesin suçlu olduğu tek kısım. Üniversite yöneticileri, öğrenciler, sektördeki işverenler kimse kimsenin peşinde koşmuyor. Koşmayınca da ihtiyacını karşılayacak kişi kendiliğinden gelmiyor (ne işverenin aradığı doğru işçi, ne de işçinin aradığı doğru iş..) İstisnalar tabii ki var, özellikle istanbuldaki üniversitelerin gerçekten şanslı olduğunu düşünüyorum.

İşverenler açısından yazılımcı istihdamı

Türkiye her ne kadar refahın artması ve Türk insanının elindeki parayı harcamayı sevmesi nedeniyle, ticaretin hızlı ve bol olduğu bir ülke olsa da, rekabetin çok olduğu ve kimsenin rekabetten korkmadığı tuhaf bir yer olması nedeniyle işyeri ya da şirket çalıştırmak oldukça sıkıntılı bir süreç. Kimse kimseden korkmuyor bu ülkede. 100 tane grup alışveriş sitesi var, mantıklı düşünüldüğünde batmamanın imkanı yok, fakat konuştuğum, fikrini dinlediğim herkes akıllarının bir köşesinde grup alışveriş projesi tutuyorlar. Daha da önemlisi tutmakla kalmıyor bir çoğu uyguluyor da. Bizim milletimiz, “şu adam bu sektöre girdi köşeyi döndü hikayelerine kendini kaptırmayı çok seviyor.” Herkes, kendi işimi yapacağım diye kafasına koymuş. Bu tabii ki yanlış değil, bende aynı şekilde düşünüyorum, üniversiteden mezun olup 2-3 milyara başkasının yanında, üstelik de büyük şehirdeki sıkıntının içine girerek (astronomik kiralar, trafik, gürültü, stres, suç, şu, bu…) çalışacağıma evimden daha fazlasını kazanmak için 4 senedir, öğrenci olmama rağmen çeşitli girişimlerde bulunuyorum kendi projelerimi hayata geçiriyorum. Gerçi ben bunu başkasının yanında çalışmayı şu ana kadar asla düşünmediğim için yapıyorum ama proje geliştirirken, maliyet, rekabet, giderler gibi işletmeye has yönleri gözden geçirerek çok yönlü fizibiliteler yaparak işlere başlıyorum. Mesela sektörde gerçekten çok yüksek şirket maliyetleri var. Pek çok girişimci, köşeyi dönme ihtimalinin verdiği gazla bir şekil hallederiz diye bunları atlasa da ben yine biraz bahsedeyim. Öncelikle şirket kurmanın göreceli olarak az maliyeti var. Esas maliyet şirketin hayatta kaldığı süre içinde omuzlara binmekte. Ofisi kiralayacaksın, içini “bi şekilde” doldurdun ama her ay ofisin kirasını vereceksin. İhtiyacın olduysa en az iki tane eleman alacaksın. Bu elemanlarla birlikte bir ürün ortaya çıkartacaksın. Bu ürün ortaya çıkana kadar geçen her dakikayı zarar yazacaksın. Ürün çıkınca reklam ve pazarlama için para harcayacaksın. O kadar reklam yaptın ve karşılığını aldın, satışlar yaptın, hiçbir şeye karışmayan sadece sen o satışı yapıyorsun diye dolaylı olarak ödediğin ve zarar olarak yazdığın o kadar vergiye ek olarak KDV diye “tuhaf” bir sistem içinde tekrar vergi vereceksin. Kira, fatura, işçi maaşı, işçinin ssk’sı, işverenin bağkuru, ürünün maliyeti, reklam, kdv ve bunun gibi akla gelmeyecek kadar çok giderleri çıkardıktan sonra sattığın üründen hala para kaldıysa kar olarak alacaksın. Eğer bu “kar” yıllık belli bir düzeyi aştıysa bir de gelir vergisi ödeyeceksin. Bu taraftan bakınca, işveren dışında herkes için çok karlı bir sistemmiş gibi duruyor. Devletten, müşteriden yeterince baskı görmüş işveren etrafına bakıyor ve direk işçiyle ilgili tasarruflardan kısmaya başlıyor. (Bu ve buna benzer onca nedenden dolayı kapitalizm dünyanın en berbat şeyi. Ürün elde etmek için 3 kişi çalıştırılıyorsa 2’ye indirilip, kalanlara ekstra yükleniliyor. Fazla mesai, tatillerin azaltılması. Yıllık zamların limitinin düşüklüğü, ssk primlerinin tabandan yatırılması sonucu yenen onca hak… Bunlar düşünülmediğinde sadece işverenin batmasıyla da kalmıyor, işçilerin haklarının yenilmesi kul hakkına girilmesi gibi çok teferruatlı mevzular ortaya çıkıyor. Ben bu yüzden freelance olarak iş gücünü kendi kaynaklarım dışından karşılıyorum. Örneğin son projemde ana hatlar ile ben ilgilendikten sonra ekstra bir özellik için sadece 100tl para ödeyerek freelance çalışan bir arkadaşa sorunumu çözdürdüm ve projemi hayata geçirme olanağı yakaladım. Aynı şekilde, birkaç ay sonra mevcut sistemin yenilenmesi çalışmasında da freelance olarak işgücünden faydalanacağım. Projenin yenilenmesi 4-5milyar gibi bir meblağ tutacak dışardan yaptırdığım zaman. 2013 yılı içindeki projelerimin toplam işçilik maliyeti 30.000$ gibi bir parayı bulacağını tahmin ediyorum. Ben bu kadar çok parayı freelance olarak dışarı vereceğime işçi çalıştırsam olmaz mı diye bir hesap yapıyorum. Asgari ücret üzerinden bile çalıştırsam bana maliyeti yıllık 25.000TL’yi bulacak 2 işçiye, yıllık maliyeti 60.000TL’yi geçecek en az 1 backend developer’a ve yine en az 1 frontend developera ihtiyacım olacak. Bu paradan kat kat fazlasına ihtiyacım olacak ama bu şekilde bile 80milyardan fazla para harcamış olacağım ayrıca bütün bu çalışanların sorunlarıyla ilgilenmek için ben uğraşacağım. Bu arada 80milyarlık bu maliyeti çook yüzeysel çıkardım. vasıfsız işçiler için 700TL maaş+ssk+yol+yemek, developerlar için 2000TL maaş+ssk+yol+yemek gibi çok saçma bir hesaplama yöntemini kullandım. Primleri falan hep aşağı yuvarladım. Görüldüğü gibi piyasa koşulundaki vampir işverenler gibi 2000TL’ye developer çalıştırıp adamdan harikalar yaratmasını beklesem dahi, astarı yüzünden pahalıya geliyor. Bu yüzden freelance’e çok soğuk bakmanın pek anlamı yok. (Herkes böyle yaparsa istihdam denen bişey olmaz diyecek olursanız, benim çalıştıracağım developer’ın yanımda 2000TL kazanabilmek için sabahın köründe uyanıp trafiği çekip ofise gelmesi, ofiste akşama kadar iş yapsa da yapmasa da beklemesi, akşam tekrar o trafiği çekip evine gitmesini savunmayacaksınız umarım. Sonuçta ben bir eticaret yazılımını kendi çalışanıma kodlatacağıma, yanımda çalışacak developer kendi başına bir script yazdıktan sonra benim ihtiyaçlarıma göre ufak düzenlemelerle bana satması, başka bir müşterisine istediği ufak değişimleriyle tekrar satması, başkasına tekrar satması, hem müşterileri hem de developer için oldukça tatmin edici kar ettirecek bir ortaklık şekli. Sadece hazır paketler çıkarmak değil, belli bir konuya yönelmiş deneyimli yazılımcıları, özgün bir script ya da proje içinde kullanmak dahi istihdam etmeye göre karlı olabilmektedir.)

Yazılımcı açısından istihdam konusu

Yukarıda anlattıklarım yazılımcı tarafına kaymaya başlayınca bu konu altından devam edelim. Proje üretecek kişilerin bahsettiğimin çok üstünde bir parayı haketmesi, kıyafet ve işe geliş gidiş süresi bakımından özel haklara sahip olmaları, kendilerini geliştirebilmeleri için eğitime gitme, kaynak edinme gibi imkanların sunulması kendimi bir developer olarak düşündüğümde olmazsa olmaz taleplerim içerisinde yer alacak. İşçi bunları kazanamadıktan sonra niye bu bilgi birikimine sahip olmak için zamandan, paradan fedakarlık edip niye o kadar emek göstersinki? Başka bir sektörde başka bir işte de bu parayı daha iyi çalışma şartları içinde alabilecekken niye yazılım sektörünü tercih etsin, sevdiği iş olduğu için mi? Ama biz ona sevdiği işi seveceği ortamda yapmasını sağlamazsak hala daha sevdiği iş olarak kalabilecek mi? Sürekli katlanarak gelişen, inanılmaz zor bir sektörde iş yapmak için devam edebilecek mi? Kalitesini artırabilecek mi?

Buraya kadar genel şeyleri yazdım sadece sorunlardan bahsettim. Bir de çözüm yolları üretmek için kafa patlatalım. Bence çözüm yollarından ilki, mantıklı düşünme ve sabır. Yani işveren 2000TL’ye yazılımcı çalıştırmaya çalışıp zulüm etmekten başka çareler olduğunu gördüğünde biraz kafasını kullanmaya başladığında, sektörü ışık gördüğü yöne doğru yönlendirmeye başladığında değişim kendini gösterecek. Her şey kendi işini bilenlerin eline geçebilecek. Butik çalışan yazılım ajansları olacak mesela. Bunlar şirketlerle yazılımcılar arasında koordinasyonu sağlayacaklar. Şirketler, nasıl ki lojistik için araç filosu edinmek yerine kiralamayı tercih edip işlerine kanalize oluyorlar, IT sektörü içindeki şirketler de yazılımcı filosu kiralamayı öğrenecekler. Bu mümkün değil gibi gözükse de en temel ögesi yazılımcılar olan yazılım şirketlerinde dahi buna yakın sistemler uygulamak mümkün. Ben bankaların yazılımcı istihdam etmelerini anlamıyorum mesela. Yazılımcıyı işe alırken insan kaynakları için profesyonel şirketlerle çalışmayı akıllarına getiriyorlar, ama bu aklı yazılım şirketleriyle anlaşmalarda kullanmıyorlar. Tabii ki outsource olarak yazılım şirketleriyle çalışıyorlar ama bu yeterli değil. Tamamen herşeyiyle bu işleri bilen birilerine devredebilirler. Bu sistemde şirketler, butik yazılım şirketleri ve yazılımcılar kadar önemli bir ayak daha olacak, eğitim kurumları. Eğitim kurumu olarak üniversiteler değil burada da yine butik çalışan kurslar yer alacak. Yazılımcı büyük şirketten iş almak istiyorsa kursa gidecek, emek verip kendini geliştirecek ve butik yazılım şirketlerinin kadrolarına girecek. İş alacak, iş yapacak, para kazanacak ve daha çok para kazanmak için tekrar eğitimine harcayacak. Daha iyi bir yazılım şirketine transfer olacak, daha çok para kazanacak. Aynı futboldaki profesyonel sistem IT sektöründe işleyecek. Şirketlerde yazılımcılarının attığı “goller” sayesinde “forma” satacaklar, para kazanacaklar. Mevcut iş yapış şekliyle bu sisteme geçmek imkansız fakat yeni projeler bu sisteme göre planlandıkça düzelecek. Kendini düzeltmeyen takım kümeden düşecek. Bu sistem gerçek hayatta uygulanıyor, her iş bu mantıkla başlayıp bu mantıkla devam etmiyor. Yarı profesyonellik diye birşey olamaz. Zihinler tamamen profesyonelleşmedikçe kimse kazanamaz…

Reklamlar
Bu yazı işten içinde yayınlandı. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s